Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Son dönemde Ortadoğu bölgesinde mazlum insanların Batı ve gerici Arap rejimlerinin desteklediği IŞİD ve diğer terör örgütlerinin vahşiliği ve katliamlarına maruz kalmaları doruk noktasına ulaştığı bir sırada, Amerika ve Avrupa devletlerinin desteklediği Batılı silah firmaları bölgede oluşan yeni atmosferden ürettikleri ölümcül silahları satmak için azami ölçüde yararlanıyor. Amerika ile birlikte Ortadoğu bölgesinde güvenlik krizleri yaratmada baş aktörler sayılan Almanya, İngiltere ve Fransa, bölgeye silah satışında kıyasıya yarışıyor. Kuşkusuz bu şartlarda ne Washington ve ne de müttefikleri Paris, Berlin ve Londra IŞİD karıştı savaşın son bulmasını istiyor.
Aslında bu görüşü dile getiren sadece biz değiliz. Geçenlerde İngiliz Independent gazetesinde yer alan bir raporun gözden geçirilmesi bu iddiamızı adeta doğrular niteliktedir. Independent gazetesi yayınladığı raporda Amerika'nın başını çektiği sözde IŞİD terör örgütüne karşı uluslararası ittifakın IŞİD mevzilerine yönelik hava akınlarını masaya yatırdı ve bu savaşın gerçek galibinin kim olduğunu sorguladı. Gazete “Acaba bu savaşın galibi IŞİD mi? Biz mi? Kürtler mi? Suriyeliler mi? Iraklılar mı? Acaba bu savaş bizim için önemli mi?” sorularını gündeme getirdikten sonra, bunların hiç biri bu savaşın galibi olmadığını, asıl silah yapımcıları ve ünlü silahlarından söz etmek gerektiğini vurguladı. Independent gazetesi son haftalarda Amerika elebaşılığındaki uluslararası ittifakın IŞİD terör örgütüne karşı kullandığı bomba, füze, IHA ve savaş uçağı üreten firmaların hisse senetlerinin değerinin müthiş bir şekilde arttığını belirtti. Gazete son üç ayda Hellfire füzelerini üreten Luckheed Martin firmasının hisse senetlerinin değeri %3.9 kadar arttığını belirtti. Aynı dönemde Siyonist rejim İsrail'in büyük silah firması Raytheon firmasının hisse senetlerinin değeri de %8.3 kardır artış kaydetti. Yine Northrop Grumman firması da benzer bir şekilde %8.3'lük bir artışı tecrübe etti. General Dynamic firmasının hisse senetlerinin değeri de %3.4 arttı. Independent gazetesi raporunun devamında şu ifadelere yer verdi:
“Örneğin Lockheed Martin firması Afganistan ve Pakistan'da düğüm merasimlerini kana bulamakla ün yapan ve Reaper İHA'ları tarafından kullanılan ve Irak'ın savaş uçakları tarafından da taşınan füzeleri imal ediyor. Ama üzülmeyin, bu firmaların kârı da müthiş derecede artıyor. Amerikalılar Suriye'ye yönelik bombardımanlarını arttırma kararı aldıklarında Raytheon firması Amerikan donanmasını kullandığı Tomahawk Cruise füzelerini karşılamak için 251 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladı. Fransa haber ajansı Amerikan savaş gemilerinin sadece 23 Eylül tarihinde tam 47 Tomahawk füzesi ateşlediğini, her füzenin değerinin 4.1 milyon dolar olduğunu duyurdu.”
Independent gazetesi bu tabloyu sunduktan sonra IŞİD müttefiklerinin IŞİD'e karşı ittifak kurarak örgütle savaşa kalkışmalarına işaret ederek şöyle devam etti:
“IŞİD terör örgütüne karşı savaşın sonucu, IŞİD'in daha da güçlenmesidir. Bizler IŞİD'in öldürülen her bir üyesine karşı örgüte üç dört yeni üye cezbetmesine ve kullanmasına yardımcı oluyoruz. Ve eğer IŞİD bir şer topluluğu ise, o zaman Luckheed Martin, Raytheon, Northrop Grumman ve General Dynamic firmalarının satışındaki her türlü artışın IŞİD'in silahlı unsur sayısının arttığı anlamına gelir.”
Independent gazetesinin yazdıkları bir yana, şunu unutmamak gerekir ki, Batı'nın bölgedeki Arap ülkelerine sattığı ve gönderdiği silahların büyük bir bölümü doğrudan IŞİD ve diğer terör örgütlerine ulaştırılıyor.
Bu arada bölgede Katar ve Arabistan açıkça IŞİD terör örgütünü destekliyor. Gerçekte Batı'nın Ortadoğu bölgesine yönelik iki yüzlülüğü ve ikilemi göz ardı edilemeyecek kadar açık ve barizdir. Batılı devletler sürekli demokrasi uğruna bölge milletlerinin yanında yer alacaklarını iddia ediyor, fakat bu iddianın içi boş bir sözden ibaret olduğu gerçeği özellikle Ortadoğu ve Arap dünyasında yaşanan son gelişmelerde ispat edildi. Nitekim Batılı devletlerin Bahreyn milletinin kıyamına destek vermek yerine bu ülkenin zalim ve despot rejiminin yanında yer alması da Batı'nın Ortadoğu gelişmelerine yönelik çifte standart tutumunun en somut örneklerinden biridir. Öte yandan Batı'nın Ortadoğu bölgesinde her türlü terör, şiddet ve radikalizmin yuvası ve beşiği haline gelen dikta Suud rejimine her türlü silah ve askeri destek vermesi de perde arkasında terör hamilerinin arsız işbirliğini ortaya koyuyor. Arabistan terör beşiği olduğu halde Batı bu ülkeye yönelik silah ve askeri desteğini sürdürüyor. Bu arada Arabistan rejimi de ülkenin Katif ve Şarkiye bölgelerinde inkılapçıları katlediyor ve yine aynı silahlarla Manama ve diğer kentlerde Bahreynli inkılapçıları şehit ediyor. Kuşkusuz tüm bu cinayetlerin perde arkasında Amerika, AB ve özellikle Almanya, İngiltere ve Fransa gibi Batılı devletler yer alıyor. Arabistan'a her türlü silah ve askeri desteği veren bu ülkelerin dünya kamuoyuna hesap vermesi gerekiyor.
Bugün Batılı ülkeler Bahreyn'de zalim halife rejimine silah satarak bu ülkenin inkılapçı halkını bastırmakta Manama'ya yardımcı oluyor. Londra yetkilileri açıkça Bahreyn ve Arabistan'da insanların katledilmelerini arsızca destekliyor. Gerçi İngiliz yönetimi bu desteğin gün ışığına çıkmasını de pek istemiyor, fakat İngiliz Başbakan David Cameron Suud ve Halife rejimi ile silah pazarlığına oturuyor. İngiltere'nin bu tutumu Almanya ve Fransa'dan pek farklı değil. Berlin ve Paris de son yıllarda Arabistan, Bahreyn ve Fars Körfezi'nde diğer emirliklerin en büyük silah ortakları olmuştur. Bu şartlarda Batılı devlet adamlarının IŞİD terör örgütünü yok etme iddiaları asla inandırıcı gelmiyor. Gerçekte Batı, bölge milletlerinin IŞİD tarafından katledilmesine seviniyor, çünkü bu durumda depolarında biriken silah ve mühimmatlarını satabiliyor.